Monday Hangi Preposition Alır?
Sabahın İlk Işıkları ve Gözlerimdeki Karanlık
Kayseri’de bir pazartesi sabahıydı. Saat daha 7:30, ama ben uyanalı birkaç saat olmuştu. Sabahın erken saatlerinde, penceremden gelen ışığın şehri uyandıran huzurlu sesiyle zihnimi toparlamaya çalışıyordum. Her zaman olduğu gibi bu saatlerde bir gariplik vardı; sanki her şey sabahı karşılamak için hazırlanıyordu. Ama ben, o sabah, bir türlü kalkamıyordum. Hala yatakta, telefonumun ekranına bakarak geçen birkaç dakikayı heba ediyordum.
İçimde bir boşluk vardı. Dışarıdan gelen hafif esinti, sanki bana bir şeyler söylüyor gibiydi. “Uyan,” diyordu rüzgar, “Yeni bir haftaya başlaman gerek.” Ama, ben sadece mışıl mışıl uyuyan birini izliyordum.
Bir an kendimi tanıyamadım. Genellikle sabahları dinç olurum. Ya da en azından, yeni bir hafta başladığında bir şeyler beklerim. Beklenti ve umutla dolu bir kaygı, insanın her gününü tekrar ederken içini ısıtacak bir güç gibidir. Ama o sabah, o umudu bulamıyordum. Sadece bir karamsarlık vardı. Pazartesi sabahı, gerçekten beklediğim gibi gelmemişti. Sanki o günün, geçen haftadan kopuk bir başka dünya gibi geldiğini hissettim.
“Monday On” mu, “Monday At” mi?
İşte o an, dilimden dökülen bir kelime vardı: “Monday.” Bu basit ama bir o kadar anlamlı kelime, kafamı karıştıran soruyu da beraberinde getirdi: “Monday hangi preposition alır?” İngilizce derslerinde işlediğimiz dil bilgisi kuralları geldi aklıma. Bu tür sorular, hayatımda önemli bir yere sahip değildi belki, ama o sabah her şey birbirine girmişti. “At Monday” mi, yoksa “on Monday” mi diye düşündüm bir süre. Evet, belki de duygusal bir buhran içindeyken, dil bilgisi detayları kafa karıştırıcı olabilir, ama bu kelime de ne kadar anlam yüklüydü. Hangi preposition’ı alacağı, benim içimdeki karmaşayı bir anlamda yansıtıyordu.
Günler bazen, o kadar anlamsız geçer ki, bir kelime veya bir cümleye takılmak, o anın içinde kaybolmuş gibi hissettirebilir. İşte bu yüzden, “Monday hangi preposition alır?” sorusu, o sabah bana çok derin bir anlam ifade etti. Sanki bu soruyu çözersem, içimdeki karmaşayı çözebilecektim.
Duygusal olarak tükenmiş hissediyordum. Şu an “on Monday” diyorum, çünkü o gün beni bekleyen hiçbir şey yoktu. Duygusal olarak, beni hiç kimse beklemiyordu, ne iş yerinde ne de okulda. Ama belki de o yüzden, o sabah, sadece dil bilgisiyle teselli bulmaya çalıştım.
Umutsuz Bir Günün Başlangıcı
Saatler geçtikçe, sabahın ilk ışıkları o kadar parlak olmamaya başladı. Penceremi kapattım. O an düşüncelerim biraz daha koyulaştı. Pazartesi, gerçekten bana hiçbir şey vaat etmiyordu. Ama öte yandan, belki de pazartesinin bana sadece sakinliği vaat etmesi gerektiği için bu kadar karanlık görünüyordu.
Bazen sadece durmak gerekirdi. “Belki de bu hafta hiçbir şey yapmamam gerek,” diye düşündüm. Fakat o düşünce de içimi ürpertti. Sadece durmak? Hiçbir şey yapmak? Kayseri’nin soğuk sabahlarında bile hareketsiz kalmak, bana tıpkı bir yaz günü, bir yazın sıcak sabahında hiçbir şey yapamayacak kadar boşmuşum gibi hissettiriyordu. Ama sonra fark ettim ki, zamanın en değerli şeylerden biri olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundaydım.
Bazen bir hafta başlarken, her şeyin kontrolü kaybettiğini düşünürsünüz. O kadar hızlı geçer ki zaman, bir pazartesiyi başka bir pazartesiyle karıştırırsınız. Ama o pazartesi sabahı, ben hiç duymadığım bir şarkı gibiydim. Beni çağıran bir melodi, ama sesini duymuyordum.
Beklediğim O An
O gün, gözlerimi biraz daha fazla açtım. Uyanmaya başladım. Yavaşça hareket ettim, ama içimdeki sıkışmışlık duygusu devam ediyordu. Yavaşça giyindim, bir çay demledim, dışarıya bakarken bu hafta ne yapacağım sorusuyla yüzleştim.
Birazdan, bir adım atmaya karar verdim. Bu adımı atarken, sanki dil bilgisi sorusu daha önemli hale gelmişti. Belki de kafamı toparlamak, bir anlamda dilin bana sunduğu konforla ilginç bir bağ kurmama neden oldu. O sabah, küçük bir hatırlatma gibi geldi. “On Monday” diye düşündüm. Çünkü her pazartesi, bazen içsel bir başlangıçtır, ama bazen de o başlangıç, sadece sıradan bir adım olur. Adımlarımı, kendimi tanıdıkça daha da güçlendireceğimi biliyordum.
Pazartesi’nin Gerçek Anlamı
Sonraki günlerde, dil bilgisinin önemsiz olduğu o anları düşünürken fark ettim ki, hayat bazen sadece “on Monday” gibi basit bir cümleyle anlam kazanabiliyor. Benim için bu sorunun cevabı, sadece bir dil kuralı değil, aynı zamanda bir duygusal geçiş noktasına işaret ediyor. Pazartesi, bazen bize umut verir, bazen de hiçbir şey hissettirmez. Ancak ben, o gün, pazartesinin bana sunduğu o küçük duygusal boşluğu kabul ettim. Kapanan bir pencereyi araladım, derin bir nefes aldım ve sadece bir adım attım. O an, içimdeki sessizliği yıkarak bir pazartesiye adım attım.
O an düşündüm: “Evet, belki de dil bilgisi kuralları hiç de önemli değil. Önemli olan, bu haftayı nasıl geçireceğimi bilmem.”
—
İçimdeki umudu, “on Monday” diyerek buldum. Sadece bir dil kuralı, ama içinde bu kadar çok anlam barındıran bir kural…