İçeriğe geç

Gördesli Makbule nasıl öldü ?

Gördesli Makbule Nasıl Öldü? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir Analiz

Bir Siyaset Bilimcinin Düşünsel Başlangıcı

Güç, düzen ve direniş… Siyaset biliminin temel kavramları, yalnızca devlet kurumlarında değil, bireylerin hayat hikâyelerinde de saklıdır. Tarihi figürler, çoğu zaman bu soyut kavramların ete kemiğe bürünmüş hâlleridir. Gördesli Makbule de bu bağlamda yalnızca bir kahraman değil; iktidar, ideoloji ve vatandaşlık ilişkilerinin kesişiminde duran bir semboldür. Onun ölümü, bir savaşın trajedisi kadar, bir toplumsal düzenin yeniden inşa edilme hikâyesidir.

Makbule Hanım’ın 1922 yılında Demirci yakınlarında Kurtuluş Savaşı cephesinde şehit düşmesi, yalnızca bir bireyin ölümü değil, bir dönemin politik anlam haritasının kristalleşmesidir. Peki, Gördesli Makbule neden ve nasıl öldü? Bu soruya tarih yanıt verir; ama bu yazıda, siyaset biliminin gözlüğüyle daha derin bir cevap arayacağız: O, hangi iktidar ilişkilerinin içinde yaşadı, hangi kurumsal düzenin dışında kaldı ve nasıl bir ideolojik mücadelenin parçası oldu?

İktidar, Direniş ve Kadın Bedeninin Politikleştirilmesi

Siyaset bilimi, iktidarı yalnızca yönetme gücü olarak değil, aynı zamanda toplumsal ilişkiler ağı içinde şekillenen bir kontrol biçimi olarak tanımlar. Gördesli Makbule’nin hikâyesi, bu tanımın tam merkezinde yer alır. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış döneminde, iktidar boşluğu yalnızca devlet kurumlarında değil, toplumsal dokuda da hissediliyordu.

Makbule, bu boşluğun ortasında doğan yeni bir güç tipini temsil etti: halkın direnişinden doğan yurttaş gücü. Kadın olmasına rağmen, dönemin cinsiyetçi normlarını aşarak silah kuşandı. Bu, klasik güç teorileri açısından devrimci bir eylemdi. Çünkü o, gücü “emir verme” biçiminde değil, “ortaklaşa eylem” biçiminde yaşadı.

Erkeklerin genellikle stratejik ve hiyerarşik biçimde örgütlediği savaş gücüne karşın, Makbule’nin direnişi toplumsal etkileşim ve dayanışma eksenindeydi. Onun savaşı, yalnızca düşmana karşı değil, aynı zamanda kadınların görünmezliğine karşı verilen bir politik mücadeleydi.

Kurumların Sessizliği, Halkın Sesi

Gördesli Makbule’nin ölüm biçimi, kurumsal siyasetin sınırlarını gösteren bir metafordur. O, herhangi bir resmî askeri görevde değildi; bir ordunun değil, halkın gönüllü milis gücünün parçasıydı. Bu durum, siyaset biliminin devlet dışı aktör kavramına denk düşer.

Modern siyasal teoride, devletin meşru güç kullanma tekeli vardır. Ancak Makbule’nin örneğinde, bu tekel halk tarafından fiilen kırılmıştır. Kadınlar, köylüler ve yerel milisler, devletten bağımsız bir direniş örgütü kurarak iktidarın alt katmanlarında yeni bir güç alanı yaratmışlardır. Gördesli Makbule, bu “tabandan gelen iktidar” modelinin sembolüdür.

Onun ölümü —düşman kurşunuyla vurularak cephede gerçekleşen bir son— devletin değil, halkın savaşının sonucudur. Dolayısıyla, Makbule’nin hikâyesi yalnızca bir kahramanlık destanı değil; devlet, yurttaşlık ve iktidar arasındaki güç dengesizliğinin bir analizidir.

İdeoloji ve Yurttaşlık: Gördesli Makbule’nin Mirası

Makbule’nin yaşamı, siyasal ideolojilerin toplumsal cinsiyet rollerini nasıl şekillendirdiğini anlamak açısından da önemlidir. Cumhuriyet öncesi dönemde kadınlar, genellikle özel alanla sınırlanmış bireyler olarak görülürken, Makbule bu sınırları fiilen ihlal etti. O, “kadın yurttaş” kavramının ilk örneklerinden biridir.

Savaş döneminde erkekler güç ve strateji odaklı bir yurttaşlık anlayışını temsil ederken, Makbule’nin eylemi katılım temelli bir yurttaşlık modelini işaret eder. Bu model, siyasal gücü paylaşma ve ortak karar alma pratiğiyle tanımlanır. Kadınların savaşa katılımı, yalnızca bir savunma hareketi değil, siyasal alanda görünürlük mücadelesiydi.

Bugün bile bu tartışma sürmektedir: Kadınlar siyasette neden hâlâ ikincil konumdadır? Gördesli Makbule’nin hikâyesi, bu sorunun tarihsel kökenlerini anlamak için bir başlangıç noktası sunar. O, erkeklerin savaş meydanındaki stratejik gücüne karşı, kadınların toplumsal etkileşim gücünü sahaya taşımıştır.

Gördesli Makbule ve Siyasal Hafızanın Gücü

Her ulus, tarihini anlatırken kahramanlar yaratır. Ancak bu kahramanlık hikâyeleri, kimi zaman politik unutuşun da aracıdır. Makbule’nin hikâyesi, yalnızca “kadın bir savaşçı” anlatısı olarak değil, toplumsal hafızanın ideolojik seçimi olarak da incelenmelidir. Onun adı, resmi tarihte anılsa da, yerel halk arasında yaşatılan sözlü tarih anlatıları farklı bir siyasal bilinç taşır.

Siyasal bilim açısından bu durum, ulusal kimlik ile yerel kimlik arasındaki gerilimi gösterir. Gördesli Makbule, hem bir milli kahraman hem de yerel bir halk figürüdür. Bu çift yönlü kimlik, modern devletin merkezileştirici ideolojisine karşı, çok sesli bir yurttaşlık anlayışını hatırlatır.

Sonuç: Ölüm Bir Son Değil, Siyasal Bir Başlangıç

Gördesli Makbule nasıl öldü? Tarih bu soruya “cephede şehit düştü” diye cevap verir. Fakat siyaset bilimi başka bir yanıt ekler: O, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortasında yeni bir yurttaşlık biçimi doğururken öldü.

Onun ölümü, bir ideolojinin değil, bir dönüşümün sembolüdür. Devletin sınırlarını, toplumun rollerini ve kadının yerini yeniden tanımlayan bir dönemin sessiz çığlığıdır.

Peki, bugünün Türkiye’sinde Gördesli Makbule gibi kadınlar hâlâ görünür mü? Yoksa ideolojiler, onların hikâyelerini yeniden “erkek kahramanlık” çerçevesine mi hapsediyor?

Bu sorular, yalnızca tarihin değil, çağdaş siyasetin de vicdanını ölçen sorulardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet girişbonus veren bahis siteleriilbet yeni girişwww.betexper.xyz/