Gelin Almaya Giderken Arabalara Havluyu Kim Takar?
İzmir’de yaşıyorsan ve yaşın 25 civarıysa, düğün sezonu senin için takvim değil; kaderdir. Mayıs geldi mi “Bu hafta sonu boşum” deme hakkın iptal edilir. Çünkü bir yerlerde biri evleniyordur ve sen gelin almaya giden konvoyun içindesindir. İşte tam bu noktada o kadim soru belirir: Gelin almaya giderken arabalara havluyu kim takar?
Bu soruyu ilk kez sormadım, muhtemelen son kez de sormayacağım. Ama her seferinde cevabı bilmeme rağmen içimdeki aşırı düşünen taraf devreye giriyor. Çünkü bu sadece bir havlu meselesi değil; bu bir gelenek, bir sorumluluk ve hafif bir kaos hikâyesi.
Konvoyun Sessiz Kahramanı: Havlu
Gelin almaya giderken arabaların aynalarına, antenlerine, bazen de “oraya da mı takılır?” dediğin yerlere bağlanan havlular vardır ya… İşte onlar, konvoyun sessiz ama en dikkat çeken aksesuarıdır. Beyaz olur genelde. Temiz olur. Ama asla dümdüz durmaz. Rüzgârla dans eder, bazen sürücünün aynasından içeri girip “Ben buradayım” der.
Peki gelin almaya giderken arabalara havluyu kim takar? Resmî bir görev tanımı yoktur ama herkes bilir: O işi genelde damadın en yakın arkadaşlarından biri yapar. Hani şu “abi ben hallederim” deyip her şeye atlayan ama aslında hiçbir şeyi tam planlamayan kişi.
“Ben Bağlarım Abi” Diyen Arkadaş
– “Havlular nerede?”
– “Bagajda abi.”
– “Kaç tane?”
– “Yeter işte.”
Bu diyalog İzmir’de en az bin kez yaşanmıştır. Havluyu takan kişi genelde şunları yaşar:
Bir yandan konvoy dizilmeye çalışır, bir yandan teyzeler “O öyle olmaz evladım” diye yön verir, bir yandan da damat streslidir. Havluyu bağlayan arkadaş ise içinden şunu geçirir: “Ben üniversitede bunun için mi okudum?”
Ama yine de bağlar. Çünkü bu onun görevidir. Çünkü biri yapmalıdır. Çünkü gelin almaya giderken arabalara havluyu kim takar? sorusunun cevabı çoğu zaman: “O anda en müsait olan.”
Gelenek mi, Refleks mi?
Aslında bu havlu meselesi biraz refleks. Kimse neden takıldığını tam açıklayamaz ama herkes takılması gerektiğini bilir. İzmir sıcağında camdan sarkan havlu, sanki “Evet, biz gelin almaya gidiyoruz, korna çalıyoruz ve bundan gurur duyuyoruz” demenin görsel karşılığıdır.
Benim iç sesim burada devreye giriyor:
“Ya bu havlu düşerse?”
“Ya yanlış arabaya taktıysak?”
“Ya beyaz değil de krem rengi olsaydı daha mı ayıp olurdu?”
Sonra dış sesim geliyor:
“Abi çabuk ol, arkadaki korna çalıyor!”
Havlunun Sosyolojik Yükü
Şaka bir yana, gelin almaya giderken arabalara havlu takma işi, aslında kolektif bir hareket. Kimse tek başına “Ben havlu takacağım” diye uyanmaz ama o an geldiğinde herkes rolünü bilir. Biri havluyu getirir, biri bağlar, biri “Biraz daha yukarı” der, biri de sadece izler.
Ve evet, bazen o havluyu takan kişi sensindir. Sonra yıllar geçer, bir düğünde başkasını izlerken şunu düşünürsün: “Ben de yapmıştım bunu.” İşte o an hafif bir gurur, hafif bir yorgunluk ve bolca anı birikir.
Sonuç: Havlu Kimdeyse Güç Ondadır
Toparlayacak olursak, gelin almaya giderken arabalara havluyu kim takar? sorusunun net bir cevabı yok. Ama genelde damadın yakın arkadaşı, bazen kuzeni, bazen de “Ben bağlarım” deyip kendini görevli ilan eden o kişi takar.
Bu küçük detay, düğünlerin en samimi anlarından biridir. Kimse kimseyi küçümsemez, herkes biraz telaşlı, biraz heyecanlıdır. Ben de İzmir’de yaşayan, espri yapmadan duramayan ama her detayı fazla düşünen biri olarak şunu söyleyebilirim: O havlu oraya takılırken aslında sadece bir araba süslenmez; bir hikâye başlar.
Ve evet, rüzgârda uçuşan o havlu, bazen bütün bu karmaşanın en masum tanığı olur.